← geri

başından sonuna samos gezim (ortası) (bitmemiş halde)

alfabesini bile bilmediğim bir ülkede dört yaşındaki babasız bir çocuk gibi hissederken yaşadıklarımı anlattığım blog yazılarının ikincisi

samos’taki ikinci günümüze büyük bir heyecanla uyanmıştık. hatta o kadar heyecanlıydık ki bir tatil gününde alarm bile kurmuştuk. çünkü bugün kız arkadaşımın yaklaşık 4 yıl önce aldığı ehliyetini ilk kez kullanacağı gündü. adanın güneyine, havalimanına inecek ve arabamızı alacaktık. günlerden pazar olduğu için otobüslerin çalışmama ihtimalini düşünmüştük, ama yine de iyimser davranıp seyrek de olsa elbet geçeceğini düşünüp otobana çıkacaktık. otobüsün tahmini varış zamanını da 10.30’da kalkacağını düşünüp 10.37 gibi hesaplamıştık. plaj hazırlıkları yaparken biraz geç kaldık ve ancak 10.40’ta otobanda olabildik. otobüs varsa da muhtemelen kaçırmıştık ve tek çaremiz otostop çekmek gibi görünüyordu. birkaç arabaya el ettik, hiçbiri durmadı. ben yeterince arabaya el ettiğimi düşündüğüm için sıra kız arkadaşıma geçmişti. el ettiği ilk araba durdu. hemen yanlarına koşup “samos’a gitmeye çalışıyoruz ama kokkari’ye kadar bıraksanız da olur” dedim, “biz de samos’a gidiyoruz” dediler. bindik.

bizi alan kişiler iki hollandalı kızdı. “adaya ilk kez mi geliyorsunuz” diye sordu uzun boylu ve sarışın olan, “evet, sizin?” diye cevapladım. “ikinci gelişimiz. geçen sene gelmiştik, bu sene de geldik ve muhtemelen seneye de geleceğiz” dedi. adayı sevdikleri belliydi, bu yüzden nerelere gidebileceğimizi sordum. “potami şelalelerine gidin, manolates’e çıkın ve kaladakia plajına gidip sola yüzerek mağaraya ulaşın” dedi. hepsini not ettim. sıra artık nereli olduğumuza gelmişti. “türküz” dedik, onların da hollandalı olduğunu öğrendik. daha tıfıl duran siyah saçlı kız dönüp “bumbabumba isimli şarkıyı biliyor musunuz” diye sordu. aklımda sadece göte bumba diyen ingilteredeki siyahiler geldi. neyse ki kız arkadaşım benden daha bilgili biriydi ve bahsedilen şarkının ismail yk’nın bomba bomba isimli parçası olduğunu anlayabildi. şarkı açıldı, eğlendik. “siz türkiye’ye dair eğlenceli şeyler biliyorsunuz. benim bildiğim tek şey ise başkanınızı yediğiniz sene, rampjaar. utandım” diye şaka yaptım. anlamadılar. “bizim yediğimiz adam şuydu buydu” diye bir şeyler açıkladılar. “gerilmeyin ya, biz de sadrazamımızı yemiştik” demek aklıma gelmediği için komik bir şaka fırsatını kaçırdım. peşine tarkan’ın fındıkkıran şarkısını açmaya çalışırken açtığımız dudu da bomba bomba etkisi yaratmayınca yabancı şarkılara döndük ve hollandaca/türkçe kendi aramızda sohbetle devam ettik. bizi samos’a bıraktılar ve teşekkür ederek ayrıldık.

soluğu direkt station cafe’de aldık ve oradaki güzel ablamıza “bugün havalimanına otobüs var mı” diye sorduk. bugün yalnızca saat 2’de karlovasi’ye giden bir otobüs olduğunu söyledi. ballı meyveli yoğurt yiyip havalimanına geçmek için taksiye bindik. taksici bize biraz adanın tarihinden bahsetti. “osmanlı döneminde bu ada özerk bir adaydı. osmanlı’ya bağlı olsa da kendi kendini yönetebiliyor, hükümet seçebiliyordu. bunu nasıl başardığını bilmiyorum, muhtemelen vergi olarak verdiği güzel şaraplardandı” diye bir şaka yaptı. direkt “ben de adaya ilk geldiğimde ‘bu insanlar nasıl bu kadar neşeli olabiliyorlar’ diye sorup duruyordum kendime, şarabı içince nedenini anladım” dedim. “psiles korfes” isimli samos üzümlerinden yapılan yerel şarabı tavsiye etti. gezebileceğimiz tünellerden, mağaralardan vesaire bahsederken de yolculuğumuzu tamamladık. havalimanının önünde bir sigara içip arabamızı almak için alamo bayisine gittik. bizi gabriela isimli bir kadın karşıladı. işlemler için kız arkadaşımın pasaportunu aldı ve geri verirken “hoş geldiniz” diyerek bizleri gülümsetti. sözleşmenin bir nüshasını verdiği kağıtta da yol desteğin numarasını gösterirken tahtaya vurup “umarım aramak zorunda kalmazsınız ama yol desteğin numarası da bu” dedi. arabanın küçük bir videosunu çekip anahtarı aldık, artık yola çıkmaya hazırdık. hedef psili ammos’tu.