← geri

insanlık tarihinin çok ufak bir kısmına çok kısa bir bakış

insanlığın ilk izlerinden bugüne dek gelmeye çalışırken kayboluyorum. kaybolurken de bildiğim tek şeye rastlıyorum, bize. ilk insandan (adem) son insana kadar (ben) gerçekleşen olayların bir kısmı

insanlık dedin mi… akan sular durur, duran ormanlar yanar, masum hayvanlar ölür, okyanuslar kirlenir… olur da olur yani… şimdi bu insan dediğimiz şeyin tarihinin çok ufak bir kısmına çok kısa bir bakış atacağız.

ama yine de insanlığın derinlerine inelim. ilk insanlara gidelim. adem, havva, habil, kabil. dünyanın en meşhur çekirdek ailesi (çekirdek olmayan en meşhuru ise kardashian ailesi). kaynaklar bize olayları şöyle aktarıyor: yılan biçimindeki şeytan, cennete girip havva’yı kandırıyor. havva da adem’i kandırıyor. adem de henüz buhari kaynaklı hadisleri okumadığı için bir kadına kanıyor ve tanrının onlara yasakladığı o meşhur ağaçtan meyve yiyor. burada şunu da söylemek gerekir ki cennet türkiye’ye çok benziyor. sınırlar korunaksız, içeri girmemesi gerekenler içeri giriyor, asıl sorumlular hesap vermiyor ve olan zavallı adem’e oluyor. tüm bu süreç sonunda da… sınır dışı ediliyorlar. buradan cennetin türkiye, adem ile havva’nın da türk oldukları çok net anlaşılıyor. sınır dışı edildikleri yer de dünya.

arafat dağında buluşup bir aile kuruyorlar, çocuklarına da habil ile kabil ismi veriyorlar. dünyadaki insan sayısı dört, bunlar da boyuna birbiriyle sosyalleşiyor haliyle. ve en sonunda kaçınılmaz olan gerçekleşiyor, bir kardeş diğerini öldürüyor. daha dün tüm aile fertlerimiz mutfakta karşılaştı ve o on dakikalık karşılaşma bana şunu gösterdi: bu cinayet oldukça normal. bunu vehim bir olay gibi aktarmamak lazım. ayrıca türklerin kültüründe kardeş katli oldukça sıradan bir olay olduğu gibi kültürel bir değerdir de.

biraz ileri sarıyoruz… yine orta doğudayız. bu sefer meşhur bir tableti inceleyeceğiz, ea-naşir’e şikayet tabletini. ea-naşir bir bakır tüccarı ve bir gün bafra körfezindeki telmun isimli ticaret şehrine bakır almaya gidiyor. planda aldığı bakırı mezopotamya’da satmak var. nanni isimli bir adamla anlaşıyorlar, nanni hizmetçisi ile birlikte parayı gönderiyor. tablette yazana göreyse ea-naşir hem hizmetçiye kötü davranıyor hem de nanni’ye oldukça kötü bir bakır veriyor. bakırı kabul etmeyen nanni hem parasından oluyor hem de bakırsız kalıyor. ea-naşir’in evi olduğuna inanılan harabade birkaç tablet daha bulunuyor. bunlardan biri arbituram isimli bir adamın henüz ona taahhüt edilen bakırı alamadığına dair şikayeti, diğeriyse kötü bakır almaktan bıktığını belirten başka bir adamın tableti. ea-naşir’in telmun şehrinde kazıklanan ve iyi bakır alamayan başarısız bir tüccar mı yoksa insanları kazıklayan bir dolandırıcı mı olduğunuysa hala bilmiyoruz. tek bildiğimiz bu kalitesiz bakır meselesinin orta doğu’da uzun yıllarca devam ettiği. öyle ki türkiye’deki internet altyapısı bu dandik bakırlarla döşendiği için senelerce kötü kalmaya devam etti, ta ki fiber optik kablolar icat edilene kadar.

biraz daha ileri saralım… iskender, alexander, yahut zülkarneyn ismiyle bilinen bir adam geliyor ve bilinen dünyanın (yani tarihi yazanların bildiği dünyanın) neredeyse hepsini fethediyor. ilginç bir detay var ama, bir grup insanı da anadolu’dan orta asya taraflarına sürüp geri gelmesinler diye duvar örüyor. daha az önce sınır dışı edilen bir grup insandan bahsetmiştik. türk olduklarını söylemiştik. benim görüşüm o ki… anadolu’dan kovulan bu insanlar da… büyük ihtimal türk’tü. muhtemelen de o yüzden durduk yere orta asya’dan çıkıp çıkıp buralara geliyorlardı. onları çeken bir şey vardı… buraya olan özlemleri, hasretleri ve buradaki bozkurt akrabaları… o bozkurtlar kim diye sorduğunuzu duyar gibiyim, hemen açıklıyorum: “gur” kürtçede kurt demektir, “manc” da adam. gurmanc kurt adam demek oluyor, kurmançi de kurt adamların konuştuğu dil. işte türklerin diğer bozkurt akrabaları… kurt adam kürtler… tıpkı romayı kuran diye kurt akrabaları gibi… tüm bu anadolu ve roma merakı da tam olarak buradan gelmekte.

fakat ben orta doğu’yu ve türkleri çok fazla anlattım. haydi şimdi fazlaca ileri saralım, günümüze gelelim. şu an 5 ağustos 2025’teyiz. evde internet gittiği için bir paket sigara alarak starbucks’a geldim. starbucks’ta sigara içmek yasaklanmış. bizim evde de yasak. o yüzden sigara içemiyorum. son bir haftadır yaptığım her şey böyle elimde yüzümde patlıyor. bu yazının patladığı gibi. başlıkta yazan şeyle alakalı en ufak şey yazmadım. oysa sofia vergara’yı anlatmak istiyordum, lsd’yi, kokaini, rock müziği. ve ben ne yaptım? orta doğu’da olan biten şeyleri anlattım, tıpkı tüm insanlığın hep yaptığı gibi. ilk hikaye burada yazıldı ve yazılan tüm hikayeler bu ilk hikayenin farklı varyasyonları oldu, tüm hikayeler burada peydahlandı. medeniyet buradan çıktı ve bir daha geri gelmedi.