bundan seneler evvel bir sohbet ortasında “türk, neden-sonuç ilişkisi kuramayandır” demiştim. bu kapsayıcı ifadem başta çok ses getirmemiş olsa da bazı cenahlarda karşılık buldu. hatta devletlû hükümetimiz, yaptığım bu tanımlamaya dayanarak neden-sonuç ilişkisi kuramayan ve asla kuramayacak milyonları ülkemize doldurup kendilerine türk kimliği verdi. ben de yol açtığım bu yanlışı düzeltmek adına türk kimliğini daha detaylı şekilde ele almam gerektiğini fark ettim. zira türk, neden-sonuç ilişkisi kuramadığı kadar başka şeyler de yapamayandır.
bunlardan biri gerçek olamamaktır. çünkü herkes türk’tür ve fakat kimse türk değildir. türklük, tarihteki bir anomalidir ve bu kendine has özelliğiyle oldukça havalıdır. türk olmak; çinli, moğol, rus, fars, arap, yunan, ermeni ve kürt olmaktır. belki daha da fazlasıdır. onu da sekizden yukarılara sayabilenler ve türk milletinin varlığını reddedenler (ne hikmetse neredeyse bütün dünya) hesaplasın.
türk’ün tarih boyunca gösterdiği bir diğer hikmetse nereye giderse oralı olmasıdır. attila kendi sarayında gotça konuşur, babür farsça, baybars arapça. osman da hepsinden biraz. türk için ev, yerleştiği yerdir. türk, mesut özil’dir. (bu özellik yerleşik hayata geçişle törpülenmiştir.)
türk’ün diğer bir özelliği ise tümevarmasıdır. türk, gördüğü tek bir örnekten ve hatta bazen kendisinden yola çıkarak hakikate varabilir. o çorabı iki kat giyiyorsa aslında insanlık tarihi boyunca böyle yapılmıştır, uzmanlar böyle söylüyordur ve peygamber efendimizin bu konuda hadisi vardır. mercimek çorbası içmeyerek 120 yaşına gelen komşusu varsa da mercimek çorbası içmemek uzun yaşamın sırrıdır. türk için aksi ispatlanana kadar her şey doğrudur. bazen ispatlansa da doğrudur, çünkü bir kişilik örneklem grubu doğruluk için yeterliyken yanlışlık için yeterli değildir. kader diye bir şey vardır.
türk, aldığı her şeyi satmak için alandır. türk için satamayacağı şeye para vermenin kıymeti yoktur. aldığı arabayı, evi, telefonu daha sonra satmak için alır. yaşamın kendisini ticari bir faaliyet olarak gören türk, daima kârda kalmaya çalışır ve servetini hızlıca nakte çevirebileceği varlıklardan oluşturur. sonsuza kadar yaşayacakmış gibi çalışır, ve aynı yanılgıda bulunan firavun kadar altın alır. türk, hayatı kendine zehir edip mezara nakitle girendir.
türk, hikayeleri çok sevendir. kendi yazmadığı sürece. anadolu’nun ücra bir kasabasında yaşasa da istanbul’un lüks semtlerinin takımlarının hikayesine gönül verendir. kurtuluş savaşı verilirken askerden kaçan —hatta kimsenin işitmemesi gereken sözde dediği gibi düşman olan— türk, cumhuriyet kurulunca vatanperver olandır. başarabilenlere gıpta eden ama başarmaya çalışanların cesaretini kırandır. çünkü türk, dünyayı olduğu gibi kabul edendir.
türk, ayrıca avm sevendir. bu öyle bir sevdadır ki ülkesini bir alışveriş merkezine çevirmesine sebep olmuştur. her şeyi satılığa çıkarmış, fiyatını görmek istemiştir. haliyle her şeyi satılmış, tüm hayatı başkalarının kârı için parsellenmiştir. artık geride kalanla yetinmeye çalışandır. yalnızca zenginlerin istemediği şeylere sahip olandır türk. çok sevdiği sokak kedilerinden farksızdır. çöpleri karıştırır ve ona kalan artıkları kapabilmek için başkalarıyla kavga eder.
türk on yılda yüz yıllık iş yapan, sonra yüz yıl yatandır. ve bugün cumhuriyetinin 101. yılını kutlayandır.