← geri

manifesto ✌️

manifest isimli kız grubunu neden boykot etmeliyiz?

manifest, hypers isimli bir ajansın “big 5” isimli yarışma programından bulunan birkaç genç kızın bir araya toplanılarak oluşturulmuş türkiye’nin en yeni kız grubu. peki kız grupları nedir?

kız gruplarının ortaya çıkışı 1960’lara varıyor. kiliseye gittikleri için koro halinde şarkı söyleyebilen ve r&b’de yetenekli olan afro-amerikalı kadınların oluşturduğu birtakım kız grupları (ve bazı karma gruplar) o dönemlerde oldukça başarılı oldu. tabii ki kariyerleri “svengali” diyebileceğimiz erkekler tarafından şekillendiriliyor, pazarlanabilmek için “uygun” kalıplara sokuluyorlardı. british invasion sonrası popülariteleri bir süreliğine azaldı. televizyonun yaygınlaşması, görselliğin artması ve müzik endüstrisinin “seri üretime” geçmesiyle 90’larda tekrar piyasaya çıktılar.

her yer “paket ürün” olarak farklı personalarla donatılmış, dedikodusu bol, güya bir hikayesi varmış gibi pazarlanan fabrikadan çıkma gruplarla doldu. aslında olan şey aranan personalar için yapılan cast seçimleriydi yalnızca. “asi” grup üyesi için biri, “güzel” grup üyesi için başka biri seçiliyordu ve grup hızlıca piyasaya sürülüyordu. bu durum hem kız hem de erkek gruplarında böyleydi. bu ticari model konuşacak bolca şey verdiği, grup üyelerinden illaki birine yakınlık hissedilebildiği, grubu bir “aile” gibi gösterdiği ve ayrıca kadın gruplarını bir çeşit feminizm ile pazarladığı için oldukça başarılı oldu. uzak asya’da idol kampları ile j-pop ve k-popçu gençler, batıda da disney ve yetenek yarışmaları aracılığı ile başka genç yetenekler hasat ediliyordu ve hayatları tamamiyle şirketlerin oluyordu. ta ki internetin yükselişine kadar.

artık internette daha fazla yakınlık kurabileceğin, daha otantik sanatçılar bulmak daha kolaydı. bireyin yükselişi bu dönemde hızlandı ve bu grupların tamamen yapay projelerden ibaret oldukları, bir hikayeleri varmış ve bir şey başarmışlar gibi görünmeleri için yapay zorluklarla mücadele ettirildikleri ortaya çıktı ve itici bir etki yarattı. tıpkı bizim smackdown’ın gerçek olmadığını fark ettiğimiz gün gibi. batı’da bu grupların sonuncusu da one direction grubu oldu (x factor isimli yarışma programıyla ün kazandılar, fifth harmony ve little mix gibi). post-justin bieber ve pre-tiktok dönemine denk gelen ve sosyal medyada oldukça samimi görünen bu grup, tumblr’ın ekmeğini yedi ve dağıldı.

fakat güney kore ve japonya’da böyle olmadı. şirketlerin ağır sözleşmelerle 11 yaşından beri idol kamplarında yetiştirdiği, kariyerlerini çizdiği, tüm günlerini kayıt altına aldığı ve hayatlarını yalnızca hayranlarının grup üyeleriyle sağlıksız parasosyal ilişkiler kurmasıyla sürdürebilen ve tüm varlığı sapıkça şekilde onları takip eden “stan” kitlelerine bağlı olan garip bir sömürü sistemi ortaya çıktı. batıda da grup üyeleri 13-19 yaşındaki gençler için idolleştiriliyordu, fakat uzak asya modeli bu idolün günde kaç kez tuvalete gideceğine kadar planlıyor ve bunu da ticarileştirerek zihinlerini iğdiş ettiği gençlere sunuyor. interneti de içerik bombardımanı için kullanarak sözleşmeye imza atan tüm grup üyelerinin hayatlarının her anını satılabilir bir içeriğe dönüştürüyorlar ve hayranlar buna bayılıyor.

güney kore’nin kültür ihracatındaki bu başarısının başka bir nedeni de k-pop’un desteklenmesinin bir devlet politikası olması. özenle güney kore’yi iyi temsil edebilecek yabancı dil bilen adaylar seçiliyor ve destekleniyor. k-pop, güney kore’ye 5 milyar dolardan fazla gelir sağlıyor. güney kore’deki sömürü düzeni, her alanda olduğu gibi, bu alanda da zenginlerin lehine teşvik ediliyor.

ezcümle, evde gitar çalarak ünlü olmanın mümkün olduğu bir çağda bizlere hypers isimli dandik bir ajansın pazarlamasıyla sunulan “manifest”, bu sömürü düzeninin ülkemizdeki bir uzantısı. sözleşmeli, kendilerine biçilen rolleri oynayan, şarkıları hakkında muhtemelen doğru dürüst söz hakkına dahi sahip olmayan ve şarkılarını prodüksiyonda kaybeden bu kızları desteklemenin türkiye’yi daha iyi ve seküler yapacağı düşüncesi beni terletiyor. bu kızlar yetenekli olabilirler, fakat kar amacıyla bir şeyler ürettirilen bir makinenin görünen yüzü olmaktan başka bir şey yapmıyorlar. kendilerine verilen şarkılarda kendilerine söylenen şekilde dans ediyor, günlerini kamera kaydına alıp internete yüklüyorlar.

“yeni medya” şirketlerinin interneti eski medyaya benzetme çabaları maalesef oldukça rahatsız edici. 50 yaşlarındaki zengin bir erkeğin (zeynep bastık’ı başımıza bela eden agresif pazarlamacı eski kocası) kurduğu ajansın ıkınmaları sonucu bana pazarlanan kız gruplarının rahatsız ediciliği kadar. ben bunları reddediyor ve yalnızca 23 nisan’da gösteri yapan küçük kızların gruplarını destekliyorum. programını “kadınların yaratıcılığına adanmıştır” yazısıyla açıp 4 şarkıdan yalnızca 1’ini bir kadına yazdıran bir şirket projesini değil.

yazıyı çok uzatmamak adına pek çok bilimsel kavram bu yazıya dahil edilmemiştir. fakat kısaca şunu demek gerekir: prosumption ve bilginin hızlı akışı ile gördüğümüz şudur ki artık hepimiz hayatlarımızı tüketilecek şeylere çevirdik ve başkalarının hayatlarını da tüketmeye başladık. refah toplumu bizlere huzuru değil, aşırı üretimi ve bunun sonucunda devasa pazarlama sektörünü ve aşırı tüketimi verdi. manifest gibi kız grupları da yalnızca müzik üretmiyor; kimlikleri, davranışları ve ilişkileri dahi birer veri noktası olarak yeniden pazarlanan bir ürün oluyorlar. çünkü kültürel ürünler artık bir sanat veya ifade biçimi değil, bu döngünün sürdürülebilirliği için ambalajlanmış araçlar. burada müzik, yalnızca bir aksesuar; esas ürün, tüketicinin kimlik kurabileceği bir imge havuzu. gerçek ile kurgu arasındaki çizgi, pazarlama bunu istediği için siliniyor. galbraith, toffler, castells, debord referansları. yani evet, aslında genel olarak müzik endüstrisi boktan bir halde ve pek çok solo artistin de kariyeri şirketlerce planlanıyor. sadece varlığı stan/fandom kültürüne bağlı olan “idol” grupları daha boktan.

tolga bey programını atatürk’ün bir sözüyle açmıştı, ben de atatürk’ün bir sözüyle kapatayım:

efendiler ve ey millet! iyi biliniz ki türkiye cumhuriyeti; stanler, ajanslar, korecanlar, girl/boy bandler memleketi olamaz. en doğru ve en hakiki tarikat, tarikat-ı medeniyedir. medeniyetin emrettiğini ve talep ettiğini yapmak, insan olmak için kâfidir.